Panik atak yaşayan bir kişi için deneyim son derece yoğundur. Bir anda gelen bedensel
değişimler, hızlanan kalp atışı, nefesle ilgili farkındalık artışı, göğüste baskı hissi, baş
dönmesi ya da titreme gibi duyumlar kişide güçlü bir tehdit algısı yaratır. Bu sırada kişi,
bedeninde olan biteni anlamlandırmakta zorlanır ve kontrolünü kaybediyormuş gibi
hissedebilir.
Bu deneyimi yaşayan birçok kişi, yaşadıklarını yalnızca “kaygı” kelimesiyle açıklayamadığını
söyler. Çünkü panik atakta yaşanan durum, sıradan bir endişeden çok daha yoğundur.
Bedensel duyumlar ön plana çıkar ve kişi, dikkatini neredeyse tamamen bedenine yöneltir.
Bu yoğun dikkat hali, yaşanan duyumların daha da belirgin hissedilmesine neden olur.
Psikolojik yaklaşımlar içinde panik atak, bedende ortaya çıkan duyumların zihinsel olarak
nasıl yorumlandığıyla birlikte ele alınır. İnsan bedeni, stres ya da tehdit algıladığında
otomatik tepkiler üretir. Bu tepkiler normal koşullarda fark edilmeden geçip gidebilir. Ancak
panik atağa yatkın kişilerde bu bedensel değişimler hızla fark edilir ve anlamlandırılmaya
çalışılır.
Bu noktada belirleyici olan şey, bedensel duyumun kendisi değil; bu duyuma yüklenen
anlamdır. Kişi bedeninde bir değişiklik fark ettiğinde, zihni olası senaryolar üretmeye
başlayabilir. Bu senaryolar genellikle felaketleştirici niteliktedir. Zihin, belirsizliği tolere
etmekte zorlandıkça tehdit algısı artar ve bedensel tepkiler daha da yoğunlaşır.
Bu süreç, kendi kendini besleyen bir döngü haline gelebilir. Bedensel duyumlar arttıkça zihin
daha fazla alarm verir; alarm arttıkça beden daha fazla tepki üretir. Kişi bu sırada yalnızca
yaşadığı duyumlarla değil, yaşadığı duyumlara verdiği tepkilerle de mücadele eder.
Panik atak deneyiminde dikkat çeken bir diğer nokta, kişinin bedenini sürekli izler hale
gelmesidir. Nabız, nefes, baş dönmesi, mide hareketleri gibi pek çok bedensel süreç
normalde bilinç dışında ilerlerken, panik atakta yoğun bir şekilde takip edilir. Bu durum,
bedensel farkındalığın artmasına ve duyumların olduğundan daha yoğun hissedilmesine yol
açabilir.
Zamanla kişi, bu deneyimi tekrar yaşamaktan korkmaya başlayabilir. Bu korku, yaşanan
atağın kendisinden bağımsız olarak ayrı bir kaygı alanı oluşturur. Kişi, belirli ortamlarda,
durumlarda ya da bedensel hislerde tetiklenebileceğini düşünerek yaşamını daha temkinli
sürdürmeye başlayabilir. Bazı davranışlar güvenlik sağlıyormuş gibi hissedilebilir; ancak bu
davranışlar uzun vadede bedene ve zihne duyulan güveni azaltabilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımında panik atak, bedensel duyumlar, düşünceler,
duygular ve davranışlar arasındaki etkileşim çerçevesinde ele alınır. Amaç, panik atağı
bastırmak değil; bu deneyimin nasıl ortaya çıktığını ve nasıl sürdüğünü birlikte anlamaktır.
Danışan, yaşadığı süreci adım adım tanıdıkça ve yönetmeyi öğrendikçe, belirsizlik hissi
azalabilir.
Bu yaklaşımda kişi, bedensel duyumlara eşlik eden otomatik düşünceleri fark etmeyi öğrenir.
Düşüncelerin fark edilmesi, onların mutlak gerçekler olarak değil, zihinsel yorumlar olarak ele
alınabilmesine imkân tanır. Bu da bedensel tepkilerin anlamlandırılma biçimini değiştirebilir.
Panik atakla ilgili psikoeğitsel çalışmalarda önemli bir hedef, kişinin kendi bedeniyle yeniden
ilişki kurabilmesidir. Bedenin verdiği sinyalleri sürekli tehdit olarak algılamak yerine, bu
sinyalleri gözlemleyebilmek zamanla mümkün hale gelebilir. Bu süreç kişiden kişiye değişir
ve zamana yayılır.
Panik atak yaşayan birçok kişi, bu deneyimi tarif ederken “bedenim bana karşı” ya da
“bedenime güvenemiyorum” gibi ifadeler kullanır. Psikoterapi sürecinde bu ilişki ele alınır.
Amaç, bedeni bastırmak değil; bedeni anlamayı ve yönetmeyi öğrenmektir.
14